enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
33,0542
EURO
36,0258
ALTIN
2.555,54
BIST
11.156,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
33°C
İstanbul
33°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Açık
33°C
Pazar Açık
34°C
Pazartesi Az Bulutlu
31°C
Salı Az Bulutlu
31°C
DİKEY REKLAM
DİKEY REKLAM

KARADENİZLİ SİYASETÇİLER

14.01.2024
12
A+
A-

Şahin bahsetti ondan.
Gerçek bir bilim adamıymış.
Bir yaşam köyü kurmuş, organik ürünler üretiyormuş.
Binlerce takipçisi olan bir instagram fenomeniymiş.
Cumartesi onu ziyarete gidecekmiş.
. . .
Adam Bulgaristan sınırında bir köyde yaşıyor.
‘Hazreti İsa nüzul etti gidip görelim’ deseler şuradan şuraya gidecek halim yok.
Ama Şahin de can dost.. Kırmak olmaz.
Hava güzel bir yolculuk havası.
Çakıllı’da çınarın altında otururuz, Vize’de Recep Aga ile Arifçiğimi görürüm. Soğucak’ta su içeriz, Palazlı’dan şeker pancarı pekmezi, Demirköy’den meşe balı alırız. Yolda şarkı söyleriz… Belki oralarda kar da vardır…
Bunları zihmimden geçirip, ‘tamam’ dedim. ‘
. . .
Çakıllı’da ulu çınarın altında oturduk.
Soğucak’ta su içtik.
Palazlı’dan pekmez aldık.
Tatlı, çok tatlı bir kış manzarasının içinden geçtik
Mahya dağında karlı kayın ormanını görmek bile yolculuğa değerdi.
Bomboş Demirköy sokaklarından geçtik ve sınıra yakın bir yerde sıradan bir köy evinin önünde durduk.
Bir delikanlı buyur etti, içinde iki hanımın olduğu hangar gibi, depo gibi bir yere girdik.
Hoca geldi…
. . .
Ciddi görünüşlü, toparlacık, ellili yaşların sonunu süren babacan bir adam.

Kötü haber tabii, dedi. Nisan’a kadar böyle.
-Nedir kötü olan, dedi hanımlar.
-Şehit verdik. Nisan’a kadar şehit vereceğiz. Ama ondan sonrası güzel olacak. Dünyanın en güçlü ordusu bizim ordumuz olacak… Hiç bir güç çıkamayacak karşımıza… Ben asker olduğum için bunları biliyorum.
Bu arada içeri dört beş kişi daha geldi. Onlar da uzaktan gelmiş hocayı görmeye. İki genç adam, iki genç kadın, bir olgunca kadın…
Oturduk, bize kim olduğumuzu sormadan konudan konuya atlayarak nefessiz anlatmaya devam etti.
. . .
-Askerdim ben. Foça’da Osmanlı’dan beri saklanan askeri arşivde yıllarca çalıştım. Özel bilgilerim var.
Tarih diye bir sürü yalan öğrettiler bize… İnsan geni dokuz milyar yıldır bu gezegende var. Adem Hava, dinler tarihi, İsa Musa yalan. Ama sadece onlar değil yalan olan. Osmanlı tarihi, cumhuriyet tarihi, inkılaplar hepsi yalan. Ben Karamanoğlu Beyliğinin yaşayan son ve tek temsilcisiyim. Beylik tekrar kurulsa başına ben getirileceğim…
Sonra kalın küt parmaklarıyla duvardaki acemice çizilmiş Selçuklu kartalını gösterdi.
. . .
Önce bir şakanın içindeyim sandım. Az sonra hep beraber kahkahalar atıp bu şakayı bitirecek ve asıl konumuza döneceltik. Fakat adam konuşuyor, çevresindekiler ciddiyetle dinliyordu.

-Ben aslında fizik mühendisiyim. Ama onunla yetinmedim. Yedi fakülte daha bitirdim. Dünyadaki iki elmas eksperinden biriyim ben. Kraliçe Elizabeth, Putin… Bunlara kıymetli taş konusunda danışmanlık yaptım. Kissinger’ı, Macron’u saymıyorum bile. Bunlar herkesi aşıladılar. Bizi aşılayamadılar. Biz direndik. Dünya nüfusu çok fazla… 25 milyar olunca nüfus, dünya zaten o manyetiği kaldıramayıp orta yerinden pat diye patlayacak. İnsanlığı azaltmak lazım. Cengiz Han, Hitler… Bunlar olmasa insan soyu ne kadar çoğalırdı biliyor musunuz? Allah onlardan razı olsun.
. . .
Peşpeşe sıraladığı her deli saçması cümle ile adeta karşımızda soyunan, ayıplı kusurlu yanlarını açıp gösteren adama hayretle baktığımı gören Şahin, diliyle dişi arasında bana Çerkesçe sakin olmamı telkin ediyordu.
Haklıydı. Sabretmeliydim. Biz buraya soyulmuş organik köy tavuğu, yumurta, kurutulmuş orman meyvesi falan almaya gelmiştik.
-Allah hiç bir caniden razı olmasın. Ama bırakalım bunları bence. Biz sizin ürettiklerinizi görmeye geldik, dedim.
-Olur mu, dedi. Efes kentinde 150 bin kişiyi kesti Romalılar. Şehirden denize kan aktı. Tarih hep yalan söylüyor. Atatürk dedikleri… harf inkılabını eline yüzüne bulaştırdı. Q, w ve X harflerini alfabeye almadı.
Dayanamadım…
-Bana iks ile biten bir tek Türkçe kelime söylesene, diyebildim.
Bak şu cahil hadsize der gibi baktı yüzüme.
-Bütün Orta Asya Türklerinin alfabesinde var bu harf, dedi.
Bir an için kendimi kazdığı toprak tümseğinin üzerinden bana bakan bir köstebekle konuşur gibi hissettim.
-Ya hu o kril alfabesi. Khı diye okunur…
Köstebek köstebek baktı yüzüme.
-Türkçe diye bir dil mi var? Bakkala gittim, iki somun aldım, eve geldik, çoluk çocuk oturup yedik, cümlesinde bir tek Türkçe kelime var mı? Dedi.
Tansiyonumun tetiği boşalırken çıkan tiiiiinnnnnnnnnng sesini kulaklarımla duyduğuma yemin edebilirim.
Sonrasını hatırlamıyorum.
. . .
Bomboştu Demirköy…
Vadiye bakan bir çardakta Boşnak köylülerle çay içtik.
‘Emeklilik tavuk standardında yaşamak’ dedi köylünün biri.
Ona bu tespitinden dolayı teşekkür ettim.
Istrancaları kaplamış karlara vuran güneş ışıl ışıl…
Göğe ağan ulu kayınlar, akarken donmuş çeşmeler…
Karın eridiği ovada yeşermiş tarlalar… bu muhteşem manzarayı çingene obasına döndürmüş imar affı bekleyen kaçak yapılar, konteynırlar…
Işıltıyla akan soğucak deresi, meşe balı satan köylü tezgahları, arabadan inip karşıdaki dağ manzarasına bakan kadının lacivert gözleri… Sergenli Hüseyin’in pirzolaları, bahçedeki tavşanla köpeğin dostluğu, Recep Ağa’nın malikanesinde bana amca deyip saygı gösteren kocaman adam, yerel seçimde başkan adayı olmuş Arifçiğimin halı saha maçı…
Maçı seyrederken masada sohbet ettiğimiz kısa boylu, zarif yüzlü yaşlı adamın sözleri.
‘Karadenizlilerle siyasetçiler düşüverse dinin yakasından… belki insanlar yine inanır…’
. . .
Gece dönüş yolculuğunda şarkı söyledik Şahin’le, sonra yorulduk, telefondan bir şarkı açtım ona.
İlk gençlik çağlarımızda dilimizden düşmeyen eski bir şarkı.
‘İt so wonderful life…’

ETİKETLER:
Yazarın Diğer Yazıları
REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.