enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
32,2193
EURO
34,8186
ALTIN
2.414,51
BIST
10.792,53
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
23°C
İstanbul
23°C
Az Bulutlu
Cumartesi Az Bulutlu
23°C
Pazar Az Bulutlu
22°C
Pazartesi Az Bulutlu
22°C
Salı Az Bulutlu
24°C
DİKEY REKLAM
DİKEY REKLAM

Bir zamanlar serisi – 2 – BÜLENT ULUŞAHİN -Silivri’ nin J. Derwall’ i

09.05.2020
185
A+
A-

1950 yılların ortasına doğru Silivri de, Beyaz ve (bordoya benzer) kırmızı renkli formalarıyla bir futbol takımı kuruluyordu. Silivri’ nin tanınmış, köklü ailelerinin çocuklarını bir araya getiren bu takımın adı: “Silivri Gençlerbirliği” oluyordu. Temeli yeni atılan bu yapının “çimentosu” olan, yıllarca bu temeli destekleyen ve bir arada tutan isim kuşkusuz “Dayı Bey” olarak ün yapmış, “Şerafettin Arda” ydı. (Sonraki nostalji köşesi yazılarımda kendisinden uzun uzun bahsedeceğim.)

Görüntünün olası içeriği: 21 kişi, ayakta duran insanlar


Ancak bu temelin sağlam olması için nitelikli kumu ve suyu taşıyan ve hangi oranlarda kullanacağını bilen biri daha vardı. Bu isimsiz kahramanın adı “Bülent Uluşahin” di.
Bu isim, kısa zamanda Silivrili sporseverlerin hafızasına “Bülent Hoca” olarak kazınacak ve yetiştirdiği önemli futbolcular nedeniyle hiç unutulmayacaktı.
Bülent Hoca (Almanların ünlü ismi J. Derwall’ a çok benzettiğim), uzun boylu, sarı düz saçlı, parlak mavi gözlü, dev cüsseli bir adamdı. Futbola büyük bir tutkuyla bağlıydı. Konuşurken yanakları al al olur, futboldan bahsederken heyecandan yerinde duramaz, engin bilgisiyle etrafındakileri kolayca etkisi altına alır ve kendisini dinleyen toplulukta derin bir saygı uyandırırdı.
Kendisiyle yolumuz ilk kez Alibeyspor da kesişmiş ve kırmızı yeşilli forma altındaki bu tanışmadan sonra sevgi ve saygı çerçevesinde uzun yıllar devam etmişti. (Bu arada, Alibeyspor da futbola başlamama sebep olan – Uzun- Ahmet Çelik ve -Kuşçu- İbrahim Aktaş’ tan daha sonra ki yazılarımda bahsedeceğim.)
1978 yılının bahar ayları geldiğinde yemyeşil “Çayırlık” ta heyecanlı bir kalabalık vardı. Alibeyspor da yeniden yapılanmaya gidilmiş, Silivrispor’ un efsane ismi Bülent Hoca ile el sıkışılmış ve “bir kolej takımı gibi” prensipli, ciddi, planlı antrenman programlarıyla çalışmalara başlanmıştı. Silivri merasının yemyeşil çimenleri, antrenman saati yaklaştığında (pamuklu beyaz çiçekli çalıya konan saka ve isketeler gibi) sahaya üşüşür, tüm çayır cıvıl cıvıl olurdu. Futbolcular kendilerini göstermek için hevesle koştururken, mahalle halkı da heyecanla onları izlerdi.
Bülent Hoca’ nın ismi sadece mahallede değil, tüm spor camiasında büyük yankı uyandırmış, “Silivrispor’ a yeni bir rakip mi çıkıyor?” söylentilerine neden olmuştu.
Yöneticiler (Nahit Uykusuz, İbrahim Aktaş, Ahmet Çelik, Selçuk Abi vd.) federe olup lige katılma hesapları yapıyorlardı. (Maalesef bu arzuları gerçekleşmeyecek ve benimle birlikte birçok arkadaşım da Necati Hoca’ nın kurduğu Silivrispor Genç Takımı’ nın yolunu tutacaktı!)
Bülent Hoca, sıradışı antrenman teknikleriyle fark yaratan bir antrenördü. Spor dünyasında olup bitenleri takip eder, kendi düşüncesiyle harmanlar ve oyuncularına aktarmaya çalışırdı. Muhteşem bir öngörüsü vardı. Bir gün bana, “Sen sağ bek oynarsan bu işten çok ekmek yersin! Defansif özelliklerini de geliştirmeye çalış!” demiş, birkaç maç o bölgede denemiş, ben ise orta saha veya sağ açık oynamakta ısrar etmiştim. (Oysa, bundan on yıl sonra 1990 lar da 3-5-2 sistemini oturtan Galatasaray, tüm kupaları toplayacak ve dünya futbolunda iki yönlü oynayan kenar oyuncuları en kıymetli oyuncular olacaktı.)
Antrenman olmadığı günler müdavimi olduğumuz “Doğan Bilardo Salonu” na gelir, sakin bir köşeye oturur, biz (Ben, Hacı Muzaffer, Macır İrfan, bazen Günay, Güven ve Alican) etrafındaki yerlerimizi aldıktan sonra, ceketinin iç cebinden kara kaplı defterini çıkarır, önce temel futbol kurallarını okur, sonra çeşitli oyun varyasyonlarını (çöp adamlar) çizerek gösterirdi. (Ben, markaj çeşitleriyle – birebir markaj ve ikili markajla- ilk kez o kara kaplı defter sayesinde tanıştım.)
İlginç antrenman metodlarından birinde ise, ayak bileğimize bağladığı ipin diğer ucuna küçük bir taş bağlar, top sürmemizi isterdi. Eğer topu ayağımızdan kaçırırsak hızlandığımızda taş ayağımıza çarpar ve adeta “topu ayağından açarsan canın çok yanar!” mesajını verirdi. Biz de mesajı anında kavrar, yumuşak dokunuşlarla sürdüğümüz topa “okşar gibi” dokunurduk.
Alışkanlık haline getirdiği bir diğer meşhur hareketi de “belindeki kemeri” çıkarıp, tüm oyuncuları üstünden atlatmasıydı. Hiç unutamam, bir antrenmanda hepimiz nefeslenirken, yavaşça belindeki kemeri çıkardı, sağ dizini yere koydu, uzattığı kemerin diğer ucunu karşıdaki oyuncuya tutturdu ve hepimizi meşhur kemerin üstünden atlattı. Sanırım bu davranış onun için “bir futbol ritüeli” halini almıştı ve eminim yere diz çöktüğünde, o an, sadece bizleri görmüyor, o kemerin üzerinden yaşamı boyunca atlayan tüm isimler gözünün önünde (hatıralarıyla birlikte) tek tek canlanıyorlardı.
Kendi adıma söylemem gerekirse: Bülent Uluşahin, Necati Öney, Ahmet Çelik, Şuayip Dinçel, Öner Doğan, Çevik Baysalgil, Mustafa Cambaz, Sabahattin Öpçin, Ahmet Dağlı, İbrahim Aktaş, Ayfer Köken, İbrahim Kara, Necati Doğu, Ayakkabıcı Bayram, Camcı Halil ve Gürol Abi gibi kıymetli isimlerin emekleri ve destekleri olmasaydı, Silivrispor da “Gol kralı ve Yılın Futbolcusu”, Galatasaray da “İstanbul Şampiyonluğu”, İstanbulspor da “3. Lig Şampiyonluğu” payelerini kazanmam asla mümkün olamazdı.
İdealimi gerçekleştirme yolunda bana (ve birçok arkadaşıma) önderlik eden, övgüleriyle gururlandıran, yol gösteren bu değerli insanların hepsine gönül dolusu teşekkürler ediyorum. Aramızdan ayrılanların bir kez daha rahmetle ve minnetle anıyorum.

Ufuk BEK

Yazarın Diğer Yazıları
REKLAM ALANI